Yargıtay Kararı

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2025/9845 E. 2026/5802 K. — Bosanma Kusur

1 Haziran 2026 · 2. Hukuk Dairesi E.2025/9845 K.2026/5802

Daire: 2. Hukuk Dairesi  ·  Esas: 2025/9845  ·  Karar: 2026/5802  ·  Sonuç: BOZMA

2. Hukuk Dairesi 2025/9845 E. , 2026/5802 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/859 E., 2025/1118 K.
DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 16. Aile Mahkemesi
SAYISI : 2021/280 E., 2023/312 K.
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı- karşı davacı kadın vekili tarafından kusur belirlemesi, erkek lehine hükmedilen tazminatlar, reddedilen tazminat ve nafaka talepleri yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı- karşı davacı kadın vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2.Taraflar arasında karşılıklı olarak 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 166/1 maddesine dayalı açılan boşanma davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince her iki davanın 4721 sayılı Kanun'un 166/1 maddesine dayalı olarak kabulü ile tarafların boşanmalarına ve boşanmanın fer'îlerine karar verilmiştir.
Kararın davalı- karşı davacı kadın vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı- karşı davacı kadın vekilince yukarıda belirtilen yönlerden temyiz edilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince; boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin az, kadının ağır kusurlu olduğu kanaatine varılmış ise de yapılan yargılama ve toplanan delillerden erkeğin güven sarsıcı davranışının bulunduğu ve erkeğe bu eyleminde kusur olarak yüklenmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Erkeğe yüklenen alkol kullanma vakıasının evlilik birliğine olumsuz etkisi ve sonuçları ispat edilmediğinden tek başına kusur olmadığı ancak erkeğin istinaf ve temyiz talebinde bulunmaması nedeniyle erkeğin kusurlarından çıkarılmamış eleştirilmekle yetinilmiştir. Kadına kusur olarak yüklenen vakıaların ise sabit olduğu anlaşılmaktadır. Bu haliyle boşanmaya sebep olan olaylarda kadının az kusurlu; erkeğin ise ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Hal böyle iken hatalı değerlendirme sonucu erkeğin az, kadının ağır kusurlu olduğunun kabulü doğru olmamış, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
3.Boşanmada maddî ve manevî tazminata ilişkin 4721 sayılı Kanun'un 174 üncü maddesinin birinci fıkrasında mevcut ve beklenen bir menfaati boşanma yüzünden haleldar olan kusursuz ya da daha az kusurlu olan tarafın, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebileceği, aynı maddenin ikinci fıkrasında boşanmaya sebebiyet vermiş olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olandan manevî tazminat isteyebileceği öngörülmüştür. Yukarıdaki paragrafta açıklandığı üzere, evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen kadın eşin ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, erkeğin kusurlu eylemlerinin kadının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği ve boşanma sonucu bu eşin, en azından diğerinin maddî desteğini yitirdiği anlaşılmıştır. O halde, Mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile 4721 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesi ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci ve 51 inci maddelerinde düzenlenen "hakkaniyet kuralları" da dikkate alınarak kadın eş yararına uygun miktarda maddî ve manevî tazminata hükmedilmesi gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak yazılı şekilde isteğin reddi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
4.4721 sayılı Kanun'un 174 üncü maddesinin birinci fıkrasında mevcut ve beklenen bir menfaati boşanma yüzünden haleldar olan kusursuz ya da daha az kusurlu olan tarafın, kusurlu taraftan uygun bir tazminat isteyebileceği, aynı maddenin ikinci fıkrasında boşanmaya sebebiyet vermiş olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olandan manevî tazminat isteyebileceği öngörülmüştür. Yukarıdaki 2 nci paragrafta açıklandığı üzere, evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan olaylarda kadın az kusurlu; erkek ise ağır kusurludur. Bu durumda davacı- karşı davalı erkek yararına maddî ve manevî tazminat koşulları oluşmamıştır. O halde davacı- karşı davalı erkeğin maddî ve manevî tazminat taleplerinin reddi gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının kusur belirlemesi ve kadının reddedilen maddi ve manevi tazminat talebi ve erkek lehine hükmedilen maddi ve manevi tazminat yönünden ORTADAN KALDIRILMASINA,
2.İlk Derece Mahkemesi kararının kusur belirlemesi ve kadının reddedilen maddi ve manevi tazminat talebi ve erkek lehine hükmedilen maddi ve manevi tazminat yönünden BOZULMASINA,
3.Davalı- karşı davacı kadın vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Peşin alınan harcın istek halinde yatırana iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
01.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Kaynak: Yargıtay (kamuya açık karar metni).

Karar metni bilgilendirme amaçlıdır; güncel ve resmî hâli için Yargıtay/UYAP esas alınmalıdır. Hukuki tavsiye niteliği taşımaz.