Yargıtay Kararı

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2025/9225 E. 2026/2483 K. — Bosanma Kusur

4 Mart 2026 · 2. Hukuk Dairesi E.2025/9225 K.2026/2483

Daire: 2. Hukuk Dairesi  ·  Esas: 2025/9225  ·  Karar: 2026/2483  ·  Sonuç: BOZMA

2. Hukuk Dairesi 2025/9225 E. , 2026/2483 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2025/1331 E., 2025/1424 K.
DAVA TÜRÜ : Nafaka ve Karşılıklı Boşanma
İLK DERECE MAHKEMESİ : Sürmene Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
SAYISI : 2021/235 E., 2023/284 K.
Taraflar arasındaki davanın bozma sonrası yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-davalı kadın vekili tarafından reddedilen tazminat talepleri yönünden temyiz edilmekle kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma ve tedbir nafakası davasının yapılan yargılaması sonucunda İlk Derece Mahkemesince; davacı-davalı kadının evlenmeden önce eşine ve ailesine bipolar bozukluk hastası olduğunu söylemediği, doktorun çocuk sahibi olmaması gerektiğini kadına söylemesine rağmen kadının bunu bile bile çocuk sahibi olduğu, davacı-davalı kadına yönelik başka kusurların ispat edilemediği, davalı-davacı erkeğin ve annesinin de kadına "hastasın, sen delisin, senden doğacak çocuk da delidir, bu çocuk sakat doğacak" dedikleri, davalı-davacı kocanın, davacı-davalı kadını ittirdiği, kayınvalidesinin de davacı-davalı kadını ittirdiği ve vurduğu, böylece evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda tarafların eşit kusurlu oldukları gerekçesiyle her iki boşanma davasının kabulüyle tarafların boşanmalarına, eşit kusurlu kadının tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir. Kararın davacı-davalı kadın vekili tarafından kusur belirlemesi, reddedilen maddi ve manevi tazminat talepleri yönünden istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince "tarafların ilk davanın açılma tarihi olan 30.09.2016 tarihinden itibaren ayrı yaşadıkları, kadının bu dava yönüyle ileri sürdüğü hususlara yeni bir şey eklemediği, yani boşanmayı gerektirecek yeni bir kusurun isnat ve ispat edilemediği, erkeğe izafe edilen kusurların, ilk davada tartışılıp reddedildiği, buna rağmen davacı kadının evine dönmediği ve ailesinin yanında yaşamaya devam ettiği ve kusurlu olduğu, haliyle kadın tarafından boşanma öncesi açılan tedbir nafakası davanın reddi ile tedbir nafakasına bu dava tarihi itibariyle hükmedilmemiş olmasında isabetsizlik olmadığı, esasında kadın tarafından açılan davanın reddinin gerektiği, kadına izafe edilen evlilikten önce hastalığını gizleme olgusunun ancak evliliğin butlanı davasında ileri sürülebileceği, yani evlilikten önce olan hususların boşanma davasına konu edilemeyeceği, bunun yanında evlenen kadının, çocuk sahibi olmak istemesinin de tabii olduğu, haliyle kadına bu hususların kusur olarak yüklenmesinin yerinde olmadığı ancak bu hususun da sonuca müessir olmadığı" gerekçesi ile davacı-davalı kadının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı-davalı kadın vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 02.06.2025 tarihli, 2024/7998 Esas, 2025/5688 Karar sayılı ilamı ile Bölge Adliye Mahkemesince yeniden kusur belirlemesi yapılarak gerekçe kısmında "kadına izafe edilen evlilikten önce hastalığını gizleme olgusunun ancak evliliğin butlanı davasında ileri sürülebileceği, yani evlilikten önce olan hususların boşanma davasına konu edilemeyeceği, bunun yanında evlenen kadının çocuk sahibi olmak istemesinin de tabii olduğu, haliyle kadına bu hususların kusur olarak yüklenmesinin yerinde olmadığı, tarafların boşanma hükmünü istinaf etmedikleri.. " denilmek suretiyle kadından, yüklenen bu kusurlar çıkarılmış olmasına rağmen hüküm kısmında kadının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş olmasının gerekçe ile hüküm arasında yaratılan çelişki niteliğinde olduğu belirtilerek Bölge Adliye Mahkemesi kararın bozulmasına, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiş, dosya Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; kadın vekilinin diğer tüm istinaf itirazlarının esastan reddine, kadın vekilini, kusur tespitine yönelik istinaf talebinin kısmen kabulü ile, istinaf incelemesi yapılan iş bu kararının kusura ilişkin gerekçesinin "... evlilikten önce hastalığını gizleme olgusunun ancak evliliğin butlanı davasında ileri sürülebileceği, yani evlilikten önce olan hususların boşanma davasına konu edilemeyeceği, bunun yanında evlenen kadının, çocuk sahibi olmak istemesinin de tabii olduğu, haliyle kadına bu hususların kusur olarak yüklenmesinin yerinde olmadığı." anlaşılmakla bunların kadına yüklenen kusurlardan çıkarılması suretiyle gerekçenin düzeltilmesine, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden karar verilmesi gerekmekte ise de; hükümde ayrıca bir değişiklik yapılmadığından hükmün aynen muhafazasına karar verilmiş, karar davacı-davalı kadın vekili tarafından yukarıda sınırlandırıldığı şekilde temyiz edilmiştir.
Yapılan yargılama, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından Bölge Adliye Mahkemesinin de kabulünde olduğu üzere davacı -davalı kadına kusur olarak yüklenen evlilikten önce hastalığını gizleme vakıasının ancak evliliğin butlanı davasında ileri sürülebileceği, evlilikten önce olan hususların boşanma davasına konu edilemeyeceği, bunun yanında evlenen kadının, çocuk sahibi olmak istemesinin de tabii olduğu, haliyle bu vakıanın da kadın kusur olarak yüklenemeyeceği, temyiz edenin sıfatı gözetildiğinde kadına başkaca bir kusur yüklenmesinin de mümkün olmadığı, Mahkemece erkeğe yüklenen ve istinaf edilmeyerek kesinleşen kusurları dikkate alındığında boşanmaya sebebiyet veren olaylarda erkeğin tam kusurlu olduğu anlaşılmaktadır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 174 üncü maddesinin birinci fıkrasında mevcut ve beklenen bir menfaati boşanma yüzünden haleldar olan kusursuz yada daha az kusurlu olan tarafın, kusurlu taraftan uygun bir tazminat isteyebileceği, aynı maddenin ikinci fıkrasında boşanmaya sebebiyet vermiş olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olandan manevî tazminat isteyebileceği öngörülmüştür. Yukarıdaki paragrafta açıklandığı üzere, evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen davacı-davalı kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, erkeğin kusurlu eylemlerinin kadının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği ve boşanma sonucu bu eşin, en azından diğerinin maddî desteğini yitirdiği anlaşılmıştır. O halde, Mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile 4721 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesi ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci ve 51 inci maddelerinde düzenlenen hakkaniyet kuralları da dikkate alınarak davacı-karşı davalı kadın yararına uygun miktarda maddî ve manevî tazminata hükmedilmesi gerekirken hatalı gerekçe ile "İlk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.2 maddesi gereğince yeniden karar verilmesi gerekmekte ise de; hükümde ayrıca bir değişiklik yapılmadığından hükmün aynen muhafazasına" şeklinde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan harcın istek halinde yatırana iadesine,
Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
04.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Kaynak: Yargıtay (kamuya açık karar metni).

Karar metni bilgilendirme amaçlıdır; güncel ve resmî hâli için Yargıtay/UYAP esas alınmalıdır. Hukuki tavsiye niteliği taşımaz.