Yargıtay Kararı

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2025/6943 E. 2026/3765 K. — Aile Konutu Serhi

7 Nisan 2026 · 2. Hukuk Dairesi E.2025/6943 K.2026/3765

Daire: 2. Hukuk Dairesi  ·  Esas: 2025/6943  ·  Karar: 2026/3765  ·  Sonuç: BOZMA

2. Hukuk Dairesi 2025/6943 E. , 2026/3765 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
SAYISI : 2025/162 E., 2025/448 K.
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Tescil
Taraflar arasında görülen ve istinaf incelemesinden geçen tapu iptali ve tescil davasında bozma sonrasında yapılan yargılama sonucunda İlk Derece Mahkemesince verilen yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı ...Ş. vekili tarafından davanın kabulü, aile konutu şerhi konulması yönünden verilen tefrik kararı, taşınmazın cebri icra yolu ile satış talebinin reddi yönünden; davalı ... Taşımacılık Medikal Akaryakıt Ürünleri Gıda ve İnşaat Sanayi Ticaret A.Ş. vekili tarafından ise davanın kabulü yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı kadın vekili dava dilekçesi ile aile konutu niteliğindeki taşınmazın davacının açık rızası alınmaksızın davalı eş ... tarafından üçüncü kişiye devredildiğini, sonrasında taşınmaz üzerinde ipotek tesis edildiğini ileri sürerek 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 194 üncü maddesi uyarınca taşınmazın davalı ... Taşımacılık Med. Akaryakıt Ür. Gıda ve İnş. San. Tic. A.Ş. adına olan tapu kaydının iptali ile davalı eş Hasan adına tesciline, taşınmaza aile konutu şerhi konulmasına ve dava konusu taşınmaz üzerinde tesis edilen ipoteğin kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılardan ... Taşımacılık Med. Akaryakıt Ür. Gıda ve İnş. San. Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazın aile konutu niteliğinde bulunmadığını, müvekkil şirketin taşınmazı tapu siciline güven ilkesi kapsamında iyiniyetli olarak iktisap ettiğini, davacının taşınmazın devrinden haberdar olduğunu ve devre rıza gösterdiğini, taşınmaz üzerindeki ipoteğin müvekkil şirketin mülkiyet hakkına dayanılarak usulüne uygun şekilde tesis edildiğini ileri sürerek, davanın öncelikle usulden, aksi halde esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. Diğer davalı ...Ş. vekili cevap dilekçesinde; müvekkil bankanın iyiniyetli üçüncü kişi sıfatıyla tapu kaydına güvenerek kredi kullandırdığını ve taşınmaz üzerinde ipotek tesis ettiğini, davanın banka yönünden husumet yokluğu nedeniyle reddi gerektiğini ileri sürerek davanın müvekkil banka yönünden reddine karar verilmesini talep etmiştir. Diğer davalı ... ise cevap dilekçesinde davayı kabul ettiğini bildirmiştir.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; dava konusu taşınmazın davacının sahibi olduğu şirketin kredi ve ticari borçları için teminat olarak kullanıldığı, taşınmaz üzerinde çeşitli haciz ve ipoteklerin bulunduğu, taşınmazın davalı şirkete devredildiği tarihte davacının şirketine ait borçların ödendiği ve tapu kaydında aile konutu şerhi bulunmadığı, böylelikle davacının tapu iptal ve tescil talebinin 4721 sayılı Kanun'un 2. maddesi kapsamında hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu gerekçesiyle davanın reddine, ipoteğin fekki ve aile konutu şerhi konulmasına ilişkin taleplerin ise tefrik edilerek ayrı esasa kaydedilmesine karar verilmiştir. Kararın davacı tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmesi üzerine davacı kadın vekili tarafından temyiz yoluna başvurulmuştur.
Dairemizin 20.01.2025 tarihli ve 2024/6495 Esas, 2025/431 Karar sayılı ilamı ile; dava konusu taşınmazın aile konutu niteliğinde olduğu ve davalı malik eş tarafından davalı şirkete devir sırasında davacı eşin açık rızasının alınmadığının sabit olduğu, 4721 sayılı Kanun'un 194. maddesi uyarınca eşin açık rızası alınmadan gerçekleştirilen tasarruf işlemlerinin geçersiz olduğu, bu nedenle davanın kabulü gerekirken yazılı şekilde reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı bulunduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince yeniden yapılan yargılama neticesinde bozma ilamına uyularak davanın kabulüne karar verilmiş, karar davalı Banka ve şirket vekili tarafından yukarıda gösterilen şekilde temyiz edilmiştir.
4721 sayılı Kanun'un 193 üncü maddesi hükmü ile eşlerin birbirleri ve üçüncü kişilerle olan hukuki işlemlerinde özgürlük alanı tanınmış olmakla birlikte aynı Kanun'un 194 üncü madde hükmü ile eşlerin aile konutu ile ilgili bazı hukuksal, işlemlerinin diğer eşin rızasına bağlı olduğu kuralı getirilerek eşlerin hukuki işlem özgürlüğü, “aile birliğinin korunması” amacıyla sınırlandırılmıştır. Buna göre, eşlerden biri diğer eşin “açık rızası bulunmadıkça” aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez ve aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz. Bu cümleden hareketle, aile konutunun maliki olan eş, aile konutundaki yaşantıyı güçlüğe sokacak biçimde, aile konutunun ipotek edilmesi gibi “tek başına” bir ayni hakla sınırlandıramaz. Bu sınırlandırma ancak diğer eşin açık rızası alınarak yapılabilir. Öte yandan bu madde hükmü ile aile konutu şerhi “konulmuş olmasa da” eşlerin birlikte yaşadıkları aile konutu üzerindeki fiil ehliyetleri sınırlandırılmıştır. Sınırlandırma, aile konutu şerhi konulduğu için değil, zaten var olduğu için getirilmiştir. Bu sebeple tapuya aile konutu şerhi verilmese bile o konut aile konutu özelliğini taşır. Zira dava konusu taşınmaz şerh konulmasa da aile konutudur. Eş söyleyişle şerh konulduğu için aile konutu olmamakta, aksine aile konutu olduğu için şerh konulabilmektedir. Bu nedenle aile konutu şerhi konulduğunda, konulan şerh kurucu değil açıklayıcı şerh özelliğini taşımaktadır. Anılan madde hükmü ile getirilen sırınlandırma, emredici niteliktedir. Dolayısıyla bu haktan önceden feragat edilemeyeceği gibi eşlerin anlaşmasıyla da ortadan kaldırılamaz ve açık rıza ancak belirli olan bir işlem için verilebilir. 4721 sayılı Kanun'un 194 üncü maddesi yetkili eşin izni için bir geçerlilik şekli öngörmemiştir. Bu nedenle söz konusu izin bir şekle tabi olmadan, sözlü olarak da verilebilir. Açık rıza her türlü delille ispat edilebilir.
Öte yandan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 373 ncü maddesinin 6 ve 7 nci fıkrasında ise, ''Davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine alt mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi, her hâlde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılır. Hukuk Genel Kurulunun verdiği karara uymak zorunludur '' düzenlemesi yer almaktadır.
Dosyanın yapılan incelemesi ve toplanan delillerden; davacı kadının ... Tekstil Organizasyon Turizm Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinin sahibi ve yetkilisi olduğu, anılan şirketin, ... Konfeksiyon Sanayi ve Ticaret Limited Şirketine olan borçları nedeniyle, davalı eş ...'ın kefaletinden dolayı alacaklı şirket tarafından kadının sahip olduğu şirket aleyhine icra takipleri başlatıldığı ve 2019 yılı içerisinde dava konusu taşınmaz üzerine çok sayıda ihtiyati haciz ve icrai haciz şerhi işlendiği, yine dosya kapsamından, taşınmazın davalı şirkete devredildiği tarihte davacı kadının sahibi olduğu şirketin ... Konfeksiyon Sanayi ve Ticaret Limited Şirketine olan borçlarının ödendiği, buna bağlı olarak taşınmaz üzerindeki hacizlerin kaldırıldığı, ayrıca dava konusu taşınmaz üzerinde davalı ... tarafından kullanılan çeşitli kredilerin teminatı olmak üzere farklı tarihlerde ipotekler tesis edildiği, bu itibarla davalı eşin adına kayıtlı başka taşınmazları bulunmasına rağmen, kredi ve ticari borçlarına ilişkin işlemlerde çoğunlukla dava konusu taşınmazı teminat olarak gösterdiği anlaşılmaktadır.
Öte yandan dinlenen davalı şirket tanığı ...; davacı kadının sahibi olduğu şirketin ekonomik sıkıntıya düştüğünü, dava konusu taşınmaz üzerinde ticari amaçla tesis edilmiş ipotek bulunduğunu, davacı kadının maddi destek talebiyle kendilerine başvurduğunu, taşınmazın icra yoluyla düşük bedelle satışının önüne geçebilmek amacıyla davalı şirket tarafından satın alınmasının davacı ile davalı eşin talebi doğrultusunda gündeme geldiğini, satış bedelinin önemli bir kısmının taşınmaz üzerindeki ipoteklerin kaldırılmasında ve davacı kadının şirket borçları nedeniyle yürütülen icra takiplerinin kapatılmasında kullanıldığını, devir işleminin davacı ve davalı eşin bilgisi ve isteği dahilinde gerçekleştirildiğini beyan etmiştir. Anılan tanık anlatımının dosya kapsamındaki banka kayıtları, icra dosyaları ve ödeme belgeleri ile de doğrulandığı görülmektedir.
Bu durumda, dava konusu taşınmazın uzun yıllar boyunca davacı kadının sahibi ve yetkilisi olduğu şirketin ticari faaliyetlerinden kaynaklanan borçların teminatı olarak kullanıldığı, davacının bu kullanımdan haberdar olduğu ve buna herhangi bir itirazda bulunmadığı, taşınmazın devri sonucunda ise şirket borçlarının tasfiye edilerek davacının da bu işlemden yarar sağladığı, bunun yanında, davalı şirket tanığının beyanı ile dosya kapsamındaki banka kayıtları, icra dosyaları ve ödeme belgeleri birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu taşınmazın davalı şirkete devrinin davacı ve davalı eşin bilgisi ve iradesi dahilinde gerçekleştirildiği de sabittir. O hâlde, somut olayın özellikleri karşısında davacının satış işlemine açık rıza göstermediğinden söz edilemez. Bu nedenle 4721 sayılı Kanun'un 194 üncü maddesinde öngörülen koruma koşullarının oluşmadığının kabulü gerekir. Hal böyle olunca, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş ve hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan harcın istek halinde yatıranlara geri verilmesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
07.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Kaynak: Yargıtay (kamuya açık karar metni).

Karar metni bilgilendirme amaçlıdır; güncel ve resmî hâli için Yargıtay/UYAP esas alınmalıdır. Hukuki tavsiye niteliği taşımaz.