Yargıtay Kararı

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2025/3150 E. 2026/3906 K. — Mal Rejiminin Tasfiyesi

9 Nisan 2026 · 2. Hukuk Dairesi E.2025/3150 K.2026/3906

Daire: 2. Hukuk Dairesi  ·  Esas: 2025/3150  ·  Karar: 2026/3906  ·  Sonuç: BOZMA

2. Hukuk Dairesi 2025/3150 E. , 2026/3906 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/1720 E., 2025/212 K.
DAVA TÜRÜ : Mal Rejiminin Tasfiyesi
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 18. Aile Mahkemesi
SAYISI : 2017/694 E., 2023/372 K.
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davacı erkek vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2.Tasfiyeye konu malın, bedelinin tamamının ya da bir kısmının kredi ile karşılanması durumunda, kredi veren kuruluşa yapılan geri ödemelerin isabet ettiği dönemden, miktarından ve taksit sayısından hareketle mal rejiminin tasfiyesi sonucunda eşlerin alacak miktarları belirlenir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 202 inci maddesinin birinci fıkrası gereğince edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde yapılan ödemelerde, eşler lehine değer artış payı ve/veya artık değere katılma alacağı hakları doğabilecektir. Kredi borcu ödemelerinin bir kısmının mal rejiminin devamı süresince, bir kısmının da daha sonraki tarihlerde yapılmasında, mal rejiminin geçerli olduğu dönemin sonrasına sarkan ödemeler, dava konusu taşınmazın borcu kabul edilerek tasfiye gerçekleştirilir.
Yukarıda açıklandığı gibi iki döneme yayılan kredi borcu ödeme tablosu mevcut olduğunda; öncelikle, mal rejiminin sona erdiği tarihte henüz vadesi gelmediği için ödenmemiş kredi borç miktarının, toplam kredi borcuna oranı bulunur. Sonra bulunan bu kredi borç oranının, taşınmazın toplam satın alım bedeli karşısındaki oranına dönüşümü gerçekleştirilir. Tespit edilen bu oranın, taşınmazın tasfiye tarihindeki (karara en yakın) sürüm (rayiç) değeri ile çarpılmasıyla borç miktarı belirlenir. Bu ilke ve esaslara göre saptanan taşınmazın borç miktarı, tasfiye tarihindeki sürüm değerinden düşüldükten sonra kalan miktar, değer artış payı ve/veya artık değere katılma alacağı hesaplamasında göz önünde bulundurulur.
Buna göre; öncelikle, tasfiyeye konu malın satın alma bedeli, bunun krediyle ve varsa kredi dışında eşlerin kendi imkanları ile karşıladıkları miktarlar ve oranları ile tasfiye (karara en yakın) tarihindeki sürüm (rayiç) değeri ayrı ayrı belirlenmelidir.
Açıklamalar doğrultusunda hesaplama yapılabilmesi için, iddia ve savunma çerçevesinde, malın satın alınmasına ilişkin akit tablosuyla birlikte tapu/trafik kaydı, kredi sözleşmesi ve kredi borcu ödeme tablosu dahil finans kuruluşu kayıtları, ihtiyaç duyulması halinde eşlerin malın alınmasında katkı olarak kullandıklarını ileri sürdükleri mal varlıklarına ilişkin sair belgeler bulundukları yerlerden getirtilerek uyuşmazlığın çözümünde göz önünde bulundurulmalıdır. Uyuşmazlığın çözümünde kullanılabilecek belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülürse konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden oluşan kurulundan da yardım alınmalıdır.
Yukarıda açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler uyarınca yapılan incelemede; İlk Derece Mahkemesince, 114 04... parsel sayılı tasfiye konusu taşınmazın edinilmesinde taşınmazın kredi kullanılarak edinildiğine yönelik kabulü yerinde ise de, hükme esas alınan bilirkişi raporu hüküm kurmaya elverişli değildir.. Şöyle ki, 320.000,00 TL bedel ile alınan taşınmazın edinilmesinde 120.000,00 TL'sinin kredi kullanıldığı, kredinin 83 ay vadeli olduğu, boşanma dava tarihine kadar (09.09.2015) 17 aylık taksitin ödendiği, boşanma dava tarihinden sonraya sarkan ödemelerin ise 66 ay olduğu, bu durumda evlilik birliği içinde ödenilen ve edinilmiş maldan karşılandığı anlaşılan ödemelerin hesaplamada dikkate alınmadığı anlaşılmakla bu haliyle davacı erkeğin katılma alacağı olduğu belirlenerek karar verilmesi doğru görülmemiştir.
O halde, İlk Derece Mahkemesince, yukarıda açıklanan Dairemiz'in ilke ve uygulamalarına göre, gerekirse ilgili bankadan kredi ödeme tablosu da getirilmek suretiyle yukarıda açıklanan kanuni düzenlemeler ve Dairemiz ilkeleri uyarınca boşanma dava tarihine kadar yapılan kredi ödemelerinin toplam kredi ödemelerine ve güncel değere oranlaması yapılarak artık değere katılma alacağına hükmedilmesi gerekirken yetersiz bilirkişi raporuna göre karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Davacı erkek vekilinin temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile, temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 114 04... parsel yönünden ORTADAN KALDIRILMASINA,
2.Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının (2) nolu bentte açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, bozma sebebine göre davacı erkek vekilinin güncel değer hesaplamasına yönelik temyiz itirazının şimdilik incelenmesine yer olmadığına
3.Davacı erkek vekilinin bozma kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine,
Peşin alınan harcın istek halinde yatırana iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
09.04.2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Kaynak: Yargıtay (kamuya açık karar metni).

Karar metni bilgilendirme amaçlıdır; güncel ve resmî hâli için Yargıtay/UYAP esas alınmalıdır. Hukuki tavsiye niteliği taşımaz.